25 Ocak 2010 Pazartesi

Tünel’den Taksim’e çıkan tramvayda ‘Pera da İstanbul’ adlı kitabı yere düşürdüm; Dördüncü yazı

Yolda, metroda yürüyen ve hem de kitap okuyan insanlar var.. bir defasında Brooklyn Köprüsü üzerinde kitap okuyarak yürüyen birini gördüm. Merak ettim!

Ne kadarıyla o yazının içinde? İçinde ise üzerinden yürüyerek geçtiği ırmağı o sırada gördü mü, diye not düştüm geçenlerde.

Sahaflarda elime geçen yapıttan sözetmiştim.

Yan boşluklar, sayfa altı yazılmış kimi yerleri çizilmiş bu yapıtın içinden, ince pelur kağıtlara günlük türü yazılmış notlar da elime geçti. Bunları da sizlerle paylaşıyorum. Notlar 2007'ye tarihlenmişler.
Sevgi içtenlik...

Tekin SonMez,
Stockholm, 25 Ocak 2010

Taksim’e tramvayla çıktığım sırada, kitap elimde öyle dalıp gitmişim. Kitap, bazı sözcüklerinin altı iki kez çizili kitap elimde, unutulmuş bir mektup zarfı gibi kalıvermiş.

Taksim’e geldiğimizi seslenenleri işitince yerimden kalktım. Kitap, dizlerimin üzerindeymiş. Pat diye yere düşüverdi.

Düşmekle kalmadı, birisi tarafından hazırlanmış gibi burnunun üstüne düştü kitap, sayfaları açıldı. Bu sırada tramvay vatmanı geriye döndü bana baktı. İnmemi bekliyor olmalı.

Tramvayda kimsenin kalmadığını gördüm o anda, hızla eğildim, zeminde yarı açılmış hüzünle bekleyen kitabı kavradım.

Olura, bu gariban kitabı orada bırakıp gidebilirdim de. Kitap böyle bir algı ile orada yarı açık bekleyebilir mi? Daha fazla düşünmedim. Açık sayfayı kapatmadan, bir parmağımı araya koyarak, hızla indim aşağıya.

Tramvay İstiklal Caddesi’ni boydan boya geçtiği sırada, çocukların bağırtı, şamata yaparak, arka demirlere bindiklerini de korku ile izlemiştim. Bu çocuklar, tramvay durur durmaz yok olmuşlar.

Tramvayda uyudum mu yoksa?! Geçtiğim yerlerin ayırdına bile varamadım! Dönüşte yürüyerek inerim. Dalgınlıkla bunu unutmazsam! Taksim mahşer gibi.

Tünel’de tramvaya binerken gözüme bir an çarpan hasır şapkalı bayanı da yanımdan geçip giderken gördüm. Demek ki o da Taksim'e dek gelmiş. Neden acaba?

Şimdi burada benden sonra mı tramvaydan indi, farkında değilim. Belki de vatmana adres falan sormuştur, ben kitabımı düşürdüğüm sırada ve onu görememişimdir.

Her neyse hızla yanımdan geçip giderken, dirseği lle bana çarptı. Çarptığının farkında bile değil. Elimde olmadan sendeledim.

Kararlı adımlarla yürüdü kalabalığın arasına karıştı. Arkasından bakmaya çalışırken, tramvayda dizlerimden yere düşen kitabın, elimde olduğunu fark ettim birden.

Bir parmağım sayfaların arasında durmuyor mu! Bu kendiliğinden açılan sayfada ne var, ne yok çok merak ediyorum!

Pera denilince, korku çağrıştıran konular olabilir mi bu sayfada, altını çizmek ilk işim olacak bu satırların! Bir pastahanede oturup bu sayfaya bakmak için can atıyorum şimdi.

Beyoğlu, İstanbul, 2007

7 Ocak 2010 Perşembe

Beyoğlu'nda bir kitapla tanıştım; Üçüncü Yazı

Sahaflarda bir yapıt elimize geçti. Sayfa altı ve yan boşluklar ilkin yazılmış kimi yerleri çizilmiş. Küstürülmüş bir kitap.

Okuyan kişisine göre izlenimler var.

Değerli İzleyici,
Notlar var diyelim buna. Açar açmaz daha ilk sayfada, bir iki yerde 'unutmak' diyor ve altını iki kez ince ince çiziyor.

Elimize geçen bu yapıtta karşımıza çıkan bu notlardan bir parçasını geçenlerde yayımladık. Bu anlık, evet bana göre de anlık olan notları okumayı sürdürüyoruz.
Sevgi içtenlik...

Tekin SonMez,
Stockholm, 7 Ocak 2010

Geçende Beyoğlu Belediyesinin önünden kıvrılıp tramvay meydanına çıkan yokuşu yürüyerek Beyoğlu’na çıktım. Bir kitap bir vitrinde ilgimi çekti. Bana tuhaf bir ışık kırılması ile el salladı, daha doğrusu.

Unutulmuş insan gibi oradan el sallayan bir kitap; 'Pera da İstanbul.'

Dayanamadım, içeri girdim, evirdim, çevirdim, satın aldım. Beyoğlu anısıdır bana! Tramvayda, Taksim 'e doğru çıkışta elimdeki kitabın sayfalarına, hem de dışarıya baktım. Bu kitabı okuyacak mıyım?

Bilmiyorum! Birkaç saat içinde olur'a bırakabilirim de. Belli olmaz. Fakat kafama takılan birkaç ‘şifre’ gibi sözü de buraya not edeceğim. ‘Unutmak’ bunlardan birisi. İşte bu kitap, hangi vitrinden bana el salladı; Eren Kitabevi mi yoksa Büyükşehir Kitabevi mi? Unuttum!

İlk sayfadaki ‘unutmak’ sözünün altını çizdim hemen. Bu kitapta, bence ilk bölüm önemli. Bunu söylemem erken ama olsun! Neden önemli? Hatta ilk sayfada şifreler de var bana göre.

İlk sayfayı okumak, bana ‘işaret’ verecek! ‘Okuma sürüyorsa, dönüp geriye bu notlara bakacağım. Kendim için! Bu kitabı ben kendim için okuyorum değil mi? Herhalde!

Kendimi ilk sayfa ile öteki sayfa arasında bir yerde görmek.. ki, ben neredeyim? Diyor ki hemen başlarken ilk sayfada; ‘..unutulur.’ Bu konu benim için gerçekten önemli; not ediyorum.

Yolda, metroda yürüyen ve hem de kitap okuyan insanlar var.. bir defasında Brooklyn Köprüsü üzerinde kitap okuyarak yürüyen birini gördüm. Merak ettim! Ne kadarıyla o yazının içinde? İçinde ise üzerinden yürüyerek geçtiği ırmağı o sırada gördü mü?

Ben de başka bir yerde okurken, başka bir olay peşinde belki.. sayfa içinde de olabilirim.. kitapla beraber yürüdüğüm sırada dışarıdan gelen seslere de kulak verebilirim.. belki görürüm de.

İşte şimdi tramvaydan dışarı bakarken kitabı elimde unuttum. Kitaba bakarken tramvayı unuttum. İkisi de oldu.

Bakarsın bu kitabın bir sözü beni alır çok eski defterlere götürür.. oraya takılı kalırım ve sayfaları çeviririm ama, zihnim başka yerde olur ve yazarın sesini işitmem bile. Okurken yazarın sesi işitilir mi?

Okurken ne yaptım? İşte bu soru! Daha sonra, notlara bakacağım. Bir okuma ‘otokontrolu’ olsun bu.

Bu yazar bu denemelerde, ‘unutulan’ şeyleri mi sıralayacak? ‘Unutmak,’ üzerine ben de bazı şeyler düşünürüm, belki! Bazı şeyleri ben de unutmak istiyorum! Nasıl unutulur? Belki bir sır verir bana!

Yazar hemen sayfa sonunda ise ‘..silici olmak yetmez,’ diyor. İlk 'unutmak' ikincisi ise ‘silici olmak’ benim için kapalı sözler. Bu iki söz arasında şifreler var sanırım. Bu kitabı bir iki sayfa okuyup, devam edip etmeyeceğime karar vereceğim.

‘Bırak! Veya; 'devam et’ gibi bir ses gelecek içimden. Farkında olacak mıyım o sesin? Bir de bu var! Kitabı okurken.. 'ey ses, gelirsen kitaba üç defa vur,' mu diyeceğim yoksa...

Beyoğlu, İstanbul, 2007

26 Aralık 2009 Cumartesi

Edebiyat, kitap okuma notları; İkinci yazı

Değerli izleyici,

Okuma notları ile, bir tür ‘karalama’ taslaklarıyla dolu bir kitap var önümüzde. Bu ‘karalama’ kara çalma anlamında hiç değil.

Edebiyat derslerinde, ‘şu konuda el çabukluğu ile bir karalama yaz,’ diyen öğretmenler vardı. Şöyle ki bir solukta bir ders sırasında ‘çırpıştırılmış’ ve öğretmenin önüne çıkarılmış bir özet taslağı bu anlamdadır. El alıştırmak için yazılan taslak yazı, diyelim buna.

Halk arasında ‘kara çalma’ diye kullanılan konum çok farklı bir şey.

Bu tür hızlıca okuma notları her kitabın kenar boşluklarında olabilir.

Bazı okurlar bunu seve seve yapar. Dünyanın her yerinde karşımıza çıkabilir bir durumdur bu. Bir irdeleme, bir yaklaşım, okunan parçayı bir kendince çözümleme denemesi denilebilir bu ara notlara.

Ben Hindistan'da Varanasi/Benaras’da ya da Guatemala Antigua kentinde yaşadığım günlerde bu tür karalamalarla sayfaları dolu kitaplar gördüm, sırt çantalı parasız gezginlerin konak yerleri olan üçüncü, dördüncü sınıf posado/pansiyon lobilerinde. Her dilde kitaplar okunmuştur ve karalama notlarıyla son bir posado lobisinde, sırt çantasındaki ağırlık hafiflesin diye, oraya bırakılmıştır. Oradan ayrılırken de daha önce bırakılmış bir başka kitap alınır. İşte böyle...

Sayfa altı ya da yan boşluklarda ilkin yazılmış, sonra kimi yerleri karalanmış bu tür izlenimlerle elimize geçen bir yapıt var. ‘Pera da İstanbul,’ bir denemeler toplamı. Bu yapıtı sahaflarda bulduk. Kitabın ilk sayfalarında boşluklar bir hayli çiziktirilerek; not bir, not iki gibi ara başlıklarla doldurulmuş. İlgimizi çekti.

Okuyabildiklerimizi birlikte izleyelim. Farklı bir gözlemcilikle yaklaşılan bu konuya kısaca bir başlangıç olarak birlikte bakalım. Sonra bunu sürdüreceğiz...
Sevgi içtenlik...

Tekin Sonmez,
Stockholm, 26 Aralık 2009

“Pera’dan söz açılınca buranın dillere destan yeraltı kentleri, Galata şarap mahzenleri, konak, şato ve surlarıyla feodal beyleri ve üzüm bağları unutulur. Hiç bilinmeyen bir Galata ve Pera ise bu ayrıntılarda gizlidir,’ diyor yazarımız. Şunu anladım, Pera ve Galata’da yeraltı şehirleri var.. mış. Doğru mu? Neden olmasın ki!”

Bu ilk tümceyi kırmızı kalemle çerçeve içine almış ve hemen yan boşluğa ilk düşüncelerini karalamış. Diyor ki, hemen sayfa alt boşluğunda; “çağrışım metaforu.. karşılaştırma.. iki ayrı cevheri aynı mihenk taşına sürmek.. o iki farklı şeyi bu mihenk taşında görmek..”

Sürüyor biraz ötede; “Yazarımızın böyle bir şeye hakkı var mı, bu başka bir konu. Daha ilk satırda ‘Pera, dillere destan yeraltı kentleri sahne alıyor. Neden Pera ve Galata? Özel bir hedefi mi var yazarın? Bunu kısa yoldan anlamam zor! Neden zor? Bir sahne açılıyor okurken sanki! Aşağıda karşılaştırmaya hazırlık olsun diye saklanan ilk soru burada. Çünkü Galata şarap mahzenleriyle, ikinci bir çağrışım var.

“Bu sahne bir tiyatro ya da Opera sahnesi olabilir mi? Sonunda anladığım kadarıyla benim hayal perdem ne ise o kadar büyük düş temaşası yapıyorum. Diyor ki; ‘Her insanın ayrı bir bellek dağarı.. özel yaşamı..' vesaire..vesaire.. vardır.

"Ne demek? Okur olarak ben ne isem o kadar, Pera ve Galata var.. hiç olmayabilir de.. doğru mu? Okumaya devam edeceğim. Bakalım yazarımız beni nereye sürükleyecek...”

This monument was built in 1314 by Geneose/Bir Cenevizli yapı (1314) konut, mimarlık kalıtı, Galata/İstanbul. Foto: Tekin SonMez

5 Eylül 2009 Cumartesi

Tılsımlı üçgen Pera büyüsü; İlk yazı

Değerli İzleyici,

‘Pera da İstanbul’ bugün, şu an farklı bir ileti ağı ile karşınızda. Burada bir ses var evet, bir de yazı. Ses ve yazı! Ses ve yazı; bu ikili/bu ikisi sözcüklerin gücü bir de tılsımlı üçgen Pera büyüsü ve görsellik.

Beyoğlu ve Pera’dan söz açılınca buranın dillere destan yeraltı kentleri, Galata şarap mahzenleri, konak, şato ve surlarıyla feodal beyleri ve üzüm bağları nedense unutulur. Hiç bilinmeyen bir Galata ve Pera ise bu ayrıntılarda gizlidir.

Her insanın ayrı bir Pera’sı da vardır. Her insanın ayrı bir Pera’sı, ayrı bir bellek dağarı, ayrı tür saçı/sakalı, kaşı gözü, ayrı bireylik tarih öyküsü ile yoğrulu özel yaşamı ve süren ayrı bir dil atlası, saklı yeraltı kentleri vardır. Yazınsal metnin gizi, deneme ve roman/da saklıdır.

Pera, ise Pera’dır! Fakat O’Pera da ne oluyor, söz arasında, O’Pera sorusunda bir söz oyunu var sanılır.

Bizans/Cenevizli döneminde burası Pera/s, Pera/n adıyla Galata’nın önemsiz bir dış mahallesiydi,* denir. Bunlardan başka 1453 öncesi ne var ne yok, sözüne karşılık 1453 öncesi Beyoğlu yoktur; Pera, Galata vardır. İşte yazınsal metin için bir ana/konu değerli Okur.

Çünkü bugün Pera olmak, dün Bizans, Roma dönemi öncesi Pera/n olmak, bir şeyleri silinmiş bir anlamdır. Salt tarih anlamı değildir bazı şeyleriyle silinmiş olmak. Silici olmak, saltık tarih peşinde koşmak yetmez yine de bazı şeyleri yok etmek için. Burada, şu; Galata’nın önemsiz bir dış mahallesiydi* sözü, en hafif tanımla unutma, ayrıntıları silme anlam yükü taşır.

Yineliyorum! Galata’nın önemsiz bir dış mahallesi sözü; Pera/n’ın Roma öncesinde varolması ve daha sonra var olamamak sınırında ayrıntıların bellekte olmaması anlamını içerir. Bu tür tekrarlar bir yerde yazarı da sıkar tüketir evet.

Fakat, bilinmeyen Galata, Pera ayrıntılarda gizlidir, sözü öte yandan gravürlere fotoğraflara, resimlere yansır. İşe bakın! İşte yazınsal metin için bir ana/konu sözü, değerli Okur, insanı eni/konu sarsıyor.

Pera büyüsü sözü; gözle görülmeyen fakat insanı içsel yeraltı kentleriyle tanıyıp bilen, gizemle yüklü unutulmuş arkaik bir anlatıda olduğu gibi sahibinin sesini arıyor. Pera’da yazılmış deneme, roman, öykü, anlatı; hangisi kış gecelerinde kuş tüyü bir yorgan gibi sarınır insanlara?

Bu bir roman/insan ortak paydası olur yerine göre; yerine göre bir deneme yazısı okurken bu ses insanın içindeki öte bir sesi sorar ve dip köşe ne varsa ona/buna benzer ögelerle kendini aranır yine.

Öykü/roman deneme; parçalanmış kişiliklere, zaman dilimlerinde eşdeğer değişik kimliklere bürünmüş, evet bu ses evet böyle ikincil bir ses var. Bu ses sırla geçişken saydam bir labirentte önceden kullanılmış tüm sayıları; evet yine bu ses; her sabah sıfıra indirgeyerek yazmaya koyulan ve burada farklı sesler kullanarak kendisiyle kendisi için yarışan bu satırların yazarının da sesidir.

Bu denemelerle bu ses işte, şimdi burada!

Kim ne derse desin; bu satırların yazarı da işte burada.

Sevgi, içtenlik...

Tekin SonMez
This monument was built in 1314 by Geneose/Bir Cenevizli yapı (1314) konut, mimarlık kalıtı, Galata/İstanbul. Foto: Tekin SonMez